Temmuz 2008 için Arşiv

Ayrılık, zor kelime…

Çarşamba, 23 Temmuz 2008


İnsan, yaşamına kaç ayrılık sığdırabilir?
Kaç kez yıkılıp yeniden başlar?
Kaç kez kurduğu güçlü binanın, aslında iskambil kağıtlarından yapıldığına şahit olur?
Herhangi birinin hoyrat fiskesi ya da uygunsuz üfürüğüyle yerle bir olan.

Kaç aşk sığar bir insan yaşamına?
Kaçı anımsanır?
Unutulmaz..
Damakta kalır tadı..

Kaçı en derine gömülür?
Görmesin diye bir daha gün ışığı!

İnsan bir yaşama kaç yol sığdırır?
Kaç yol dener, bulana kadar kendi yolunu?
Ya da hep temkinli ve öğrenilmiş bir yoldan giden, hiç hata yapmayan hiç yanlışa sapmayan doğru yolda mıdır?

Bilgeliğe hangi yol götürür bizi?
Herkesin gittiği yol mu?
Kendi bulduğumuz yol mu?

İnsanlara güvenmek enayilik midir?
Yanında,  olduğumuz gibi davranamadığımız biri ile birbirmizi sevdiğimizi söyleyebilir miyiz?

***

Sevginin çeşitleri var mıdır gerçekten?
Ne klişe!
Sevginin çeşitleri..
Sevginin çeşidi olur mu hiç..
Ya seversin, hiçbir karşılık beklemeden..
Ya da zaten sevmiyorsundur!

Evlat başka, eş başka, çiçek börtü böcek başka türlü sevilir mi?
Sevgi tektir.
Ve ya vardır ya da yoktur.Kim çiçeğine su vermek için, onun da susadığında kendisine su getirmesini bekler ki!
Peki bir insandan onu sevme karşılığında neden bu kadar çok şey bekleriz?

Tanrının bile hiçbir şartı olmadığı söylenirken, biz kim oluyoruz da bunca şart koyuyoruz, basit bir çiçeği bile kolaylıkla sevebilen kalbimizin bir insanı sevmesi için.

Birini sevmen, onun yerine getireceği bir takım şartlara bağlı ise..
Bu bir alışveriş, bir ticaret değil midir?

***

Peki her ağzını açtığında seni eleştirileriyle yıkan ve bunu seni sevdiği için yaptığını söyleyen birinin sevgisine inanabilir misin?
Ya sana Tanrısal nitelikler ekleyip, seni göklere çıkaranın sevgisine güvenebilir misin?
Hiç de Tanrısal olmadığını alalade biri olduğunu anladığı gün ne olacak?

***

Birini olduğu gibi, tüm dönüşüm ve değişimlerini izlerken sevmeyi sürdürebilir misin?
Biri seni bu şekilde sevsin ister misin?
Sevgini bir pazarlık konusu yapmadan, sevebilir misin?
Biri seni bu şekilde sevsin ister misin?

Sevgin, eğer sunduysan artık sana ait bir şey değildir ki, sevdiğinin sana ters gelen herhangi bir davranışında geri alabilesin!

(Burada seveni aldatmaktan, kandırmaktan, onurunu incitmekten söz etmiyorum..
Sevgi satırlarında o tür şeylerin ne işi var.
Ki o gibi durumlarda bile, sevgini susturamazsın!
Hangi seri kaatilin annesi, fırsat bulsa kendisini de parçalayacağını bildiği halde vazgeçmiştir evladını sevmekten?
Ara bedeninin her noktasını, bak bakalım sevgiyi kapatma düğmesi var mı?
Ve bulursan bana da söyle yerini!)

Bazı seni sevdiğini söyleyenler vardır ya canlarını sıkan herhangi bir davranışın yeter! Sana sunduğu sevgiyi geri alması için!
Anında bitersin.
Ya onlar bedenlerindeki ‘’sevgi açma-kapama düğmesi” nin yerini biliyorlarJ
Ya da sevmeyi bilmiyorlar.

Bana öyle geliyor ki sevgi bir oyun değil, verilmiş bir bağlılık sözüdür.
Ağzından çıktıysa, hakkını vermelisin.

Ulu Bilge Ozanımız, Güllü’nün de dediği gibi:

“Balıkesir Bandırma…
Boşver gitsin aldırma…
Kaçan balık büyük olur…
Kaçamayan ızgara”
J

Mükemmel ânlar…

Pazar, 20 Temmuz 2008


Aahhh…
Biliyorum!
Bugün birçok kalp dakikada 80’in üzerinde atacak…
Bazılarını ter basacak…
Bazılarının yanakları pembeleşecek…
Karnı ağrıyacak bazılarının… 
Sesi titreyecek.

Bugün birilerinin, birlerine yaklaşıp tanışması için mükemmel bir gün.
Telefonda da olsa sesini duymak için sevgilinin, sudan bahaneler uydurma günü bugün.
Bir küçük gülümseyiş için…
Bir kısa bakış için…
Yürüyüşüyle savrulan kokusunu içe çekmek için…
Yolunun üstünde saatlerce bekleme günü.

Ve dahi gece olup da yastık başa değince…
O kısacık ânı, uzun uzun düşünme günü bugün!

Biliyorum.
Onlardan biri değilim
.