Evlilik bir kurumdur.
Bir kurum olarak evlilik, kadının değil erkeğin hayatını düzene sokar.
Aşkın, sevdanın kurumsallıkta işi olmaz.
Görevler vardır bu yüzden evlilikte.
Kadına düşen, ve düşen erkeğe.
Görev sözcüğü size duygulardan arınarak o işi hakkıyla yapmanız için mantıklı olmanızı salık verir.
Bütün toplumlar en özgür olduğu iddia edilenler bile, erkek egemendir.
Bu erkek egemen dünyada bir kadına;
- “yuvayı dişi kuş yapar”
- “erkek ailenin reisidir”
- “erkektir, arada kaçamak yapar”
- “yaşamak için, en güvenli yer bir erkeğin kanatlarının altıdır” ve sayısız başka zırvanın kodlaması daha çocukluk çağında başlar.
Önce masallarla…
Küçük kız, okuduğu masal kitabında ya külkedisiyle, ya pamuk prensesle ya da başka bir zavallıyla özdeşim kurar.
Bu prenseslerin başına ne gelirse aslâ erkek cephesinden gelmez.
Hep hemcinsleri olan “kötü kadınlar” yüzünden gelir.
Prenseslikleri ellerinden, bu inanılmaz “kötü kadınlar” tarafından alınır!
Küçük kıza “kötü kadın” olarak sunulan bu kadınlar, daha önce de defalarca söylediğim ortak özelliklere sahiptir:
- Tek başlarına da idare edebilen,
- Yalnız yaşayabilen,
- Yaşamak için bir erkeğe ihtiyaç duymayan kadınlardır.
Küçük kız, eğer hayatında bir erkek olmazsa, tek başına kalmakta direnirse, ve güçlü olmaya özenirse tıpkı masaldaki “kötü kraliçe” ya da “üvey anne” gibi toplum tarafından istenmeyeceği ve “kötü bir cadı” olacağı kodlamasıyla büyür.
Ancak “beyaz atlı prensin” gelip onu kurtarması ve varlığını kutsaması koşulu ile var olabilir.
Bu kodlamayla küçük kız yavaş yavaş kadınlık çağına gelirken tam da erkeğin istediği kıvama ulaşır.
Okul kitaplarında aile ile ilgili bölümlerde ve resimlerde: Anne ya örgü örer, ya da reçel ve turşu yapar.
Çocuk annenin yakınlarındadır hep.
Baba gazete okur.
O ayrıktır aile resimlerinde bile.
O kendi kişisel dünyasını yüzüne kapadığı gazetenin arkasında yaşar.
Küçük kızlar, masal dünyalarında, yeni boncuklanmaya başlayan memelerini okşattıkları bir “beyaz atlı”nın gölgesinde büyürken…
Bir çoğu ilkokuldan sonra babaları tarafından okutulmadılar…
Babadan kocaya kaçtı kimi.
Kimi satıldı…
Kaçanların kıymeti yoktu.
Çünkü geri dönebilecekleri kabul görebilecekleri bir yer yoktu.
Satılanların ücreti peşin ödendiğinden zaten bir değerleri olamadı.
Bir de biz vardık.
Okutulanlar…
Biz para kazanan ve meslek sahibi kadınlar.
Biz de genel kodlanmadan hiç şüphe etmedik uzun yıllar.
Bu öyle sinsice işleyen bir süreç ki.
Zeka düzeyimiz vasatın üzerinde olduğu halde biz sadece o masalların sonuna takıldık.
Buna da şükür.
Bu çok sevgili masallarımız, prens, kızı kaptıktan sonra şöyle bitiyordu:
“Onlar ermiş muradınaaaa biz çıkalım kerevetine…”
Tamam çıkalım kerevete de bilader, muratlarına erip de ne oldu yani?
Kız daha 13-15 yaşında, daha önlerinde uzuuun bir hayat var.
Peki bundan sonra neler oldu?
Aynı masalı şu şekilde bitiren yayınevleri de olmuştur:
“..ve hiç ayrılmadılar, sonsuza dek mutlu yaşadılar…”
Modern kadın buna o kadar kafayı taktı ki bu noktada dağıldı diyebiliriz.
Ona, sonsuza dek mutlu olmanın tek koşulu, “beyaz atlı”dan hiç ayrılmamak olarak dayatılmıştı.
Aslında her sorumuzun yanıtını kendimizi biraz geri çekip duruma, olup bitene ve sisteme daha geniş bir açıdan bakarak bulabilmemiz mümkün.
Biz kadınlar için hazırlanan “baskın” dergilere sitelere göz attınız mı hiç?
Oralarda siyaset bulamazsınız.
Kadın hakları da yoktur.
Hemen şuracıkta dibimizde Irak cehenneminde olup bitenler, doğudaki hemcinslerimizin gördüğü zulüm ya da çocuğunuzun önlüğünü nasıl ve nerden daha ucuza alabileceğiniz bile yoktur.
Kadını, kendisi ve hemcinsleri için gerçek anlamda bir şeyler yapmaktan ve gerçeklerden uzaklaştırıp sadece yatağa ve eve hapseden bir yaklaşım söz konusudur.
Orada hep şunlar vardır:
- “Erkeğinizi elinizde tutmanın 100 altın kuralı”
- “Erkeğinizi çıldırtacak 100 seks önerisi”
- “Kadınlar ne ister?”
- “Erkekler ne ister?”
- “Makyaj hileleri”
- “Mucize diyet- 10 Holivud yıldızlarını zayıflatan diyet!”
- “Selülitlerden nasıl kurtulursunuz?”
- “Cildimizi yaza hazırlayalım..”
- “Şimdi de cildimizi kışa hazırlayalım..”
- “Göbek eriten 10 hareket..”
- “Kadın hastalıkları..”
- “Çocuğunuz hiperaktif mi indigo mu?”
- “Feng shui ile daha mutlu yuvalar”
- …
Kadının dünyası; kadın hastalıkları ve kadın kanserleriyle “erkeğini ve çocuğunu mutlu etmek” arasına sıkışıp kalmıştır.
Bu bağlamda en akıl almaz ve tüketimi fiştekleyen felsefelerden, kozmetikten, mumlardan, kokulardan.. sonuna dek yardım alabilir!
Genellikle aynı yayıncı holdingin çıkardığı bu kez erkeğe yönelik dergi ve sitelerde ise seksten başka bir şey bulmak neredeyse imkansızdır.
Bir de otomobil ve PC.
“Erkeğinizi” baştan çıkarmak için türlü oyunlar oynayan da…
Size onu nasıl elinizde tutacağınızı söyleyen de aynı yayıncıdır!
Bu sistem erkek egemendir.
Sistem erkek hayat’ı yaşarken, kadını oyalamakla mükelleftir.
Eyy Türk Kadını(!)
Eşin seni aldatıyorsa, mutlaka sende bir sorun vardır(!)
Onu eve bağlamak(!) yatakta memnun etmek, ona güzel görünmek, hem onsuz yapamayıp hem her bir işini onu rahatsız etmeden halletmek senin asli görevindir.
- “Heyy yoksa cildini yaza hazırlamadın mı?”
- “Holivud yıldızlarını eriten diyeti uygulamadın mı?”
- “Sana o kadar seks önerisi sundum yapmadın mı hiçbirini?”
- “Seni salak, yoksa selülitin mi var? midemi bulandırıyorsun, adam seni aldatmayıp da ne yapsın? yıkıl karşımdan!”
Evi alt üst edip tüm çekmecelerde, dolaplarda, tavan arasında, eşinin ceplerinde vs. aradığın halde bulamadığında aşkı…
Anlıyorsun aşkın da “erkek egemen” bir icat olduğunu!
Aşkın tek değil ama en önemli besin kaynağı seks.
Sen nereye kaybolduğunu anlayamadığın aşkın için yas tutarken, “erkeğin” kim bilir hangi yatakta kime “hayat bilgisi dersi” veriyor büyük vaatlerle…
Sana ait aşk, başkalarıyla yapılan seksle beslenemez, ancak ölür…
Oysa bu konuda da bıkıp usanmadan anlatacak bilimsel çalışmaları, açıklamaları vardır erkeğin!
İsviçreli ve İngiliz Bilim adamları erkeğimizin arada bir kaçamak yapmasının aşkımızı ve ilişkimizi kuvvetlendirdiğini tespit etmişler!
Ama aynı bilim adamları, erkek gibi kendisini feda edip(!) ilişkiye ve aşkına sahip çıkmak adına ”kaçamak” yapmak isteyen kadınların doğalarına aykırı davrandıklarını iddia etmektedirler!
Bu gerçek bir çalışma ve gerçek bir gazete haberi.
Seni dizini kırıp evinde oturmaya, çocuk yapıp türün devamlılığı ve savaşlar için asker doğurmaya ikna etmenin başka yolu olmadığından AŞK diye bir şeyi uyduran da erkekler…
Onu tekeline alan da.
Bekâr seni, kendisi evli olduğu halde, sana aşık olduğuna inandıran da kendisine aşık olunabileceğine inandıran da erkek…
Evlilik, kadın için bir sondur, erkek içinse başlangıç.
Şimdi hiç bir sorumluluk almadan, evlenme zorunluluğu olmadan, ilişkilere girebilir.
İlişki yaşadığı kadınlardan biraz üstüne gelen olursa ”evli olduğumu biliyordun!” ya da ”ben karımı seviyorum” diyebilir(!)
Karısını seviyormuşJ
İsviçreli Bilim Adamlarının önerisiyle, karısıyla ilişkisini güçlendirmek için seni seçmişJ
Aslında farkında olarak ya da olmayarak “metres” pozisyonuna düşen kadın…
Erkeği bu noktada hiçbir şeyle tehdit edemez.
Gözünü korkutamaz.
İlişkisi ya da kaçamağı açığa çıktığında bir erkek genellikle sahip olduğu hiç bir şeyi kaybetmez.
Olan hep o ilişkide figürandan öte geçemeyen “öteki kadın”a olur.
Hatta erkek pek konuşmaz bile.
Çünkü karısı onun “haklarını” seve seve korur.
Bütün evli kadınlar bilir ki dışarıda kocaları ayartan bir sürü ”kötü kalpli kraliçe”ler vardır(!)
Bu durumda iyi yetişmiş tüm prensesler, kendilerini kötü kraliçe olmaktan kurtarmış “beyaz atlı prens”lerinin yanında olur.
Kadın bu ”beyini koruma ve savunma” işini öyle canla başla yapar ki erkek tutmasa ”öteki kadın’ı linç edecektir.
Erkek, kendisi bile, yarattığı canavardan korkar o noktada.
Kadına göre ”saf ve temiz erkeği” ”kötü kraliçe”lerin tuzaklarına ve baştan çıkarmalarına yenik düşmüştür!
Onun suçu yoktur!
Tıpkı serî katiller gibi seri ilişki katili erkekler de katı ahlakî yargılara sahiptir!
Evdeki kadının varlık amacı, özel bir tercih edilme ya da sevgi olmayabilir.
Bu tür adamların, seri kıyım faaliyetlerine serbest hareket alanı açmaları için, hayatlarının geri kalan kısmının toplum normlarına uygun olması gerekir.
Dikkat çekmemek ve sıradan görünmek için, normal aile hayatına, sıradan toplumsal ilişkilere ihtiyaçları vardır.
Yâni bu “yuva” asla yıkılmamalı, saat gibi işleyen kurulu düzen asla bozulmamalıdır.
Boşanmaya en karşı olan erkek grubu, “seri ilişki kaatili” erkektir!
Böylesine rahat bir düzeni kaybetmek istemez.
Her işini ve istediğini yapabildiği halde çocuk sahibi de olabildiği ve üstelik saygı da gördüğü bir düzendir bu!
Bundan neden vazgeçsin ki!
Hiç mi boşanmazlar?
Boşandıkları da olur elbet.
Evli erkeklerin çok büyük bir çoğunluğu, kadın artık kendisine yeni bir dünya kuramayacağı noktada boşanır karısından.
Kadın yıllardır çalışmıyordur örneğin.
Ya da bu adam için okulunu yarım bırakmış ve hiç çalışma hayatı tecrübesi olmamıştır.
Yeni bir işe başlayacak yaşı da geçmiştir.
Ya da eski çekiciliği kalmamıştır, diğer erkekler onu istemeyecektir(!)
Bir çok boşanmış erkeğin eski eşinden ”karım” diye söz etmesi de tesadüf değildir.
Onların bir kere ”karısı” olduysanız, artık hep karısısınızdır.
Seks söz konusu olduğunda, erkeğe, içine saklanabileceği ya da içini dökebileceği(!) sıcak kuyunun hangi bedende, hangi tür ve cinsiyette olduğu pek fark etmiyor.
Eşlerimizin metresi, bazen bir erkek de olabiliyor.
Bir oğlan da.
Bir kız çocuğu da.
Biz erkeklerimiz için “cildimizi yaza hazırlarken”, “ölüm oruçlarına” girerken onların yaşamında neler olup bittiğini hep kaçırıyoruz.
Zaten bu düzen de kaçırmamız esasına göre kurulmuş durumda.
Anne reçel yapıyor, çocuk masal okuyor, nine mısır patlatıyor.
Baba ise oradaymış gibi duruyor ama çarşaf gibi açtığı gazeteden yüzü bile görünmüyor.
Baba figürünün yani erkeğin, gazetenin arkasındaki dünyasını bilmemiz, asla istenmiyor. (Gazete bir çok evde şimdi PC oldu..)
&
Şimdii.. bilmemiz asla istenmiyor dedim ama…
Buna “nokta” koyup çekip gidemem aslında.
Kadınları aklayamam…
Onlar masum ne varsa erkeklerde diyemem!
Demek istemez miydim, ah hem ne kadar isterdim.
Ama bu doğru değil.
Erkek hiçbir günahında tek başına değil!
Doğa erkeği çağırır!
Ama kadın da işin iç yüzünü aslında bilir!
Biliyor.
Numara yapıyor…
Doğa erkeği çağırır.
Doğa erkeği, ormanda koşup oynamak için çağırmaz, ah hayır!
Vahşi Doğa Belgeseli çekmek üzere çağırır.
Erkeğin cinselliği hem insanlığın hem de bebek, çocuk, hayvan, kadın…
Geriye kalan dünyalıların en büyük sorunudur!
Savaş da, erkeğin yıkıcı cinselliğinin bir uzantısıdır.
Kapitalizmin sermayesi, erkeğin cinselliğidir!
Ensest, biselsüellik, sübyancılık, homoseksüalite…
İnsan hayatında erkekle var olmuştur kadınla değil.
Tüm bunlar yazık ki doğada var!
Ve doğa erkeği çağırır!
Bizler için kadın hakkında konuşmak serbesttir.
Tüm gezegende.
Herkes, hepimiz kadın hakkında sabahtan akşama dek konuşabiliriz.
Bizim erkek hakkında konuşmamız yasaktır!
Tüm kanunları koyan erkek, bu toplumsal kanunu da koymuştur.
Ne vakit erkeğin tahripkar doğası üzerine konuşmaya yeltensek…
“İnsanın doğası”na evrilir konuJ
“İnsanın karanlık dünyası!”
“Toplum Dinamikleri”J
Erkeğin kendisini tartışmaya açması imkansızdır!
Bizim açmamız ise zaten yasak.
Ve bu konu herkesçe bilindiği halde konuşulmadan kalır.
“Öteki Kadın” fenomeni ile kandırılmayı, “yuva” kurtarmaya soyunan kadının kendisidir.
Gerçeği bildiği halde hemcinsini suçlu ilan eden odur.
Erkeğin gerçeğini kaldıramayan, yarattığı beyaz atlıya inanmakta direten…
Yalan dünyasının yıkılmasını istemeyen kadın!
Sonuçta kodlama da bir yere kadar be bilader!
Erkeğin toplumsal normların, gazetenin ardında kalan dünyası…
Doğası tahripkardır.
Doğa erkeği çağırır.
Ve her kadın bunu bilir!
Bilir!
Var olmak için bir erkeğe ihtiyacı olduğuna inanmayı seçtiğinden…
Ve dahi erkeğin kaburgasından var edildiğine…
Belki de bu işine geldiğinden.
Bakılmak!
her anlamda…
Erkeğin primitif doğasını sürdürmesi için ona yardım ve yataklık eder!
Kadın.
Evet, kadın erkeğin günahına ortaktır!
Örnek olay sunmak istemiyordum ama…
Hani geçen sene üç aylık bir bebeğe üç kelli felli adam tecavüz etmişti.
Anne oradaydı.
Erkek, dünyasını saklamıyor.
Tüm bir toplum, erkeğin yüzüne çektiği gazetenin ardında döneni bildiğimiz halde…
Sessizlik yemini etmiş durumdayız.
Milyonlarca olay var.
Kırkta bir gazeteye düşenleri görüp ayılıp bayılanlar…
Numara yapıyor yani.
Erkeğin doğasının gerçeğini bilmediğini söyleyen kadın yalancıdır.
Her küçük kız…
Aileden en az bir erkek tarafından mutlaka yoklanmıştır!
Unutmaya çalışması ya da unutturulmuş olması gerçeği değiştirmez!
&
Ömür yeter mi bilmem…
Ama erkeğin evrimleşmesini bekliyorum benJ
Doğaya kulak vermeyeceği günü.
Ya da doğasını ehlileştirebilmeyi başarmasını.
Bunu ne sanat sağlayabildi ne de din.
Geriye de herhangi bir umut kırıntısı kalmıyor bu durumda.