‘Benim Sitelerim’ Kategorisi için Arşiv

“Kayıp Dünya” Evine Döndü!

Perşembe, 01 Ekim 2009

Biliyorsunuz bir süre önce Altuğ ve Evren Gürkaynak çiftine âit http://www.kayipdunya.com/ sitesi yayın hayatına son vermişti. Hiç beklemediğimiz bir anda, her dâim meşgul hayatlarımızdan çekip gidivermişti Kayıp Dünya. Bu gidiş, varlık sahasının her noktasında görmeye alışkın olduğumuz o ince asaletine uygun bir gidiş oldu. Onun gidişinde, varlığını anlamlı kılan sevgilinin ilgisizliğine isyan vardı. Bu isyanın yakıcı şiddetine rağmen, ne ağlayıp bağırıp çağırdı giderken, ne kapıları çarptı.. ne de intikam naraları attı. Sessizce gitti.

Öyle sessiz bir gidişti ki bu, Türk İnternet Sosyetesine mensub herkes duydu bu sessizlikteki çığlığı!

İşte bu nedenle bugün çok önemli bir gün.
Türk Fantastik Edebiyatının geleceği bugünden itibaren yeniden güvence altında.
Çünkü Kayıp Dünya, ısrarlarımızı kırmayıp bize geri döndü…

Kayıp Dünya: Türk İnternet Sosyetesi’nin acı kaybı!

Perşembe, 27 Ağustos 2009

Son bir aydır, Türk İnternet Sosyetesi’nde en çok konuşulan konu, KAYIP DÜNYA ( http://www.kayipdunya.com ) adlı internet sitesinin yayının durması, yaratıcısının ifâdesiyle “bu kez gerçekten kaybolması” oldu.

Türk İnternet Sosyetesi’in sevilen çiftlerinden Altuğ Gürkaynak ve eşi Evren Gürkaynak, bir süre önce büyük bir sevinç ve heyecanla yeniden açmışlardı Kayıp Dünya sitesini. Ama yine uzun soluklu olamadı. Siteye girmek üzere tıklayanlar şu notla karşılaşıyorlar artık:

“Sevgili KAYIP DÜNYA,

Seni maalesef koskoca bir ilgi erozyonunda kaybettik.

Okur ve yazarların kendilerini pek çok suni ilgi noktacıklarına kaptırdı. Bazıları haklıydı aslına bakarsan, ekmek kavgasıydı onların senden uzaklaşma sebepleri.

Kendilerini nelere kaptırmadılar ki? iPhone’lar, çelik jant çapı, beygir gücü, kemer-pantolon-çanta markası, eski sevgililer, yeni sevgililer, kaprisler, dedikodular, nintendo wii, playstation, ben senden çok biliyorum, ben senden çok gördüm, ben senden çok, ben hepinizden çok…’lu cümleler, deplasman depresyonları, politik/apolitik kafa boşlukları, yemektekilerin masa kavgaları, palavradan çöpçatan paravanları, 5 para etmez ağız kalabalıkları, vesaire, vesaire..

Akıllı, edepli edebi keyifli, hayal gücü mezesi, emek harcanan güzel yazıların unutuldu. Verdiğin emekler, sabahladığın geceler erozyona uğradı sonunda. Adın gibi kaybolup gidiverdin KAYIP DÜNYA..

Artık hatıralarda yaşayacaksın.
Hoşçakal ilk göz ağrım.
Altuğ Gürkaynak (Edi)”

Kimi insan tabanları kelimenin tam anlamıyla basarken bu dünyanın yer üssüne, gizemli fantaziler yaratır kendisine.. eğlenmek, hoş vakit geçirmek, yaratıcılığını sınamak için. Adını “Kayıp Dünya” koyar hâttâ.

Bazılarımızınsa gerçeğidir, birileri tarafından adı “kayıp dünya” konmuş, fantazi olarak ortaya atılmış diyârlar. Onlar diğerlerinin aksine bu somut yer yüzünde “kayıp”tırlar.

Öyle bir sitenin çıkış noktası eğlence değil “önüne geçilmez bir ihtiyaç” olmalıydı. Yâni birileri o siteyi, başka türlüsü ellerinden gelmediğinden var etmeliydi. Ama anlaşılan o ki, o sitede öyküleri yayınlananlar ve oluşumunda bir şekilde yapıtaşı olanlar ne “kayıp”lar ne de yaratmaya çalıştıkları fantastik olgulara kendilerinin inancı var! Aktarıcılarından biri bile vaz geçmemiş olsaydı inanmaktan, hayatta kalırdı çünkü Kayıp Dünya!

Kurgunun en acımasız tarafıdır bu. İster birebir gerçek, ister fantazi olsun eğer aktardığınız kurguya siz inanmazsanız, kimseyi inandıramazsınız. İnsanlar yazanın fantazi olsun diye yazdığı şeyle asla ilgilenmezler. Ama yazdıklarına inanan yazıcı ya da anlatıcı onları çok etkiler. Anlatılan öykü, en fantastik şeyleri aktarıyor olsa da anlatılanların kendi iç tutarlılığı, buna ek olarak bize bu hikâyeyi aktaranın aktardığı suje ile ilişkisi… okuru ya da dinleyiciyi içinde hiçbir şüphe kırıntısı bırakmayacak şekilde o hikayenin içine çeker. Yoksa, M.S. 511′de doğmuş Hazretin M.S. 610′dan itibaren aktarmaya başladıklarının her kelimesine, bugün hala hiç tereddüt etmeden inanmamız söz konusu bile olamazdı!

Allah kelâmıyla kaleme alınmış kutsal kitabımız, gerçeğin sadece yaşadıkları evrenle sınırlı olduğunu sanan şüphecileri teknolojik gelişmin ve bilimsel aydınlanmanın tavan yaptığı günümüz koşullarında bile içerdiği fantastik öğelerle inkâra zorlarken… bana açıklar mısınız lütfen, ilk aktarıldığı dönemde nasıl oldu da bunca insan inanabildi? Tabii ki aktaranın inancıyla!

Kurgu sözcüğünün benim dünyamdaki karşılığı; yalan, halüsinasyon, uydurmaca, hastalıklı fantaziyle eş değil. Kurgu, bir gerçeklik boyutunun başka bir gerçeklik boyutuna aktarımıdır. Ve bu aktarım esnasında kurulan yeni dünyadır. Bir kurguyu, oluşturduğunuz her sözcükte inanmayı sürdürerek, iç tutarlılık ve hikâye çatısıyla sunmak en büyük deha!

“Klâsik” adı altında gruplanmış ve sarsılmaz bir kendisel gerçekliği olan tüm eserler de fantastik olanlar da yazanın kendi içsel, evrensel ve îlâhî yolculuğunun sonucudur. Türü ne olursa olsun her gerçek yaratı Tanrısallık taşır. Belki de bu ülkede özellikle fantastik edebiyat anlamında boşluğu hissedilen eksik parça budur.

Burada, bu coğrafyada Fantastik Edebiyat türünde eser verenler bir nedenden “özel” ve “başkaları tarafından anlaşılamayan” bireyler olduklarını düşünürken, aynı nedenle ve şaşırtıcı bir tutarsızlıkla yazdıklarını öncelikle kendileri “artistik zırvalar” gibi görürler! Zekâ bulunabilir eserlerinde ama inanç ya da adanmışlık yoktur! Hayatın her alanında sinsice yerleşmiş inançsızlık virüsü yazık ki fantastik edebiyatımıza da sirayet etmiştir.

Bu ülkenin fantastik edebiyat okurları ise gerçekten özel bir güruhtur. Ne yazık ki yazdıklarına inanmayan, adanmamış bir yazarı milyonlarca kilometreden fark edebilecek kadar da duyarlıdırlar. Okurlarının gelişmişliğinin aksine bu coğrafyada, fantastik edebiyat alanında eser vermiş herhangi bir yazarın “bunu mutlaka dünyaya duyurmalıyım” diyerek heyecanla savunduğu, sarıldığı, inandığı bir tek öyküye bile rastlayamayız.

Bu kendine güvensizliğin altında özgün olmadığını bilmek yatıyor belki de. Genel olarak batıda çok tutmuş eserlere bir gönderme, öykünme niteliğindedir eserler. Bu toprakların cömetliğine rağmen böyledir bu üstelik! Hayâl edemeyeceğiniz kadar bol miktarda un var, şeker var, yağ var. Ama gelin görün ki bunları doğru miktarlarda karıp da dişe dokunur bir helva yapabilen çıkmadı hâlâ. Bu akıl almaz beceriksizlik, bu topraklara kendi kültürüne ihanettir öncelikle! Bana öyle geliyor ki diğer gerçeklik boyutları bir yana, ülkemizde belki de bir “mehdi” gelmesine en çok ihtiyaç olan alandır fantastik edebiyattır: )

Ve okurlar… Onlar ihaneti fark ettikleri halde, kalmayı sürdüren vefakâr ve sadık sevgililerdir. Hep yazarlarıyla, ama sessizdirler. Bir yürek ne kadar dayanabilirse örselenmeye, o kadar dayanacak onlar da! Ya da… Ya da Türk Fantastik Edebiyat yazarları kibirli taklitler olmak yerine, acemi, sakar ama “özgün” yazarlar olacaklar. Yerelden evrensele akacak, okurla, feri kaçmış aşk ateşlerini alevlendirip yeniden, dünyayı da kavuracaklar!

Orada fenomen olmayı başarmış, son dönemlerinde belli ki yoğun bakıma alınmış, kalbi ancak bağlı olduğu makinalar marifetiyle atan bir canlı organizma vardı: KAYIP DÜNYA. Gürkaynak ailesi yeterli açıklamayı yaptıklarını düşünseler de anlayamadığımız bir nedenle Kayıp Dünya’nın fişini çekmişler. Oysa Türk Fantastik Edebiyatı’nın bekaası için Kayıp Dünya yaşamak zorunda!

Türk İnternet Sosyetesi’nin bu sevimli çiftine, Postacı’nın Neruda’ya söylediği sözü dönüştürerek seslenmek istiyorum: Sevgili Altuğ Gürkaynak ve Evren Gürkaynak, Kayıp Dünya  sizin eseriniz olabilir. Ama o sahibine değil, ona ihtiyacı olana âittir. Lütfen onu bize geri verin!