Yükselen gerilim hattı…

17 Mayıs 2010

 
Havadaki elektriği sen de hissediyor musun?
Yerdeki?
Peki gökteki?
Ya sudaki elektrik?

Sanki dünyanın fişini prize taktılar.
Tüylerim diken diken, kulaklarımda dinmeyen bir uğultu.
Son birkaç aydır artan elektrik son beş haftada tavan yaptı.
Ne bilmiyorum ama.
Bir şeyler olacak!

Yükselen bir öfke var.
Havaya, göğe, suya engel olamayız ama.
Kendimizi kontrol ederek evreni dengeleyebiliriz.

Her neyse bu, ya gidecek, ya bitecek!
Sabır…

“Beni Yıka!”

13 Mayıs 2010


Düşmüş bir insan…
Düşmekle kalmayıp, yalnızlığa da düşerse…
Bedenin öldüğünün farkına varamayan bir ruh gibi…
Kafası karışık bir hâlde…
Mezarından ayrılamaz.
Düştüğü o noktada öylece kalır.


Dünya dönmeyi sürdürüp hayat devam ederken…
Park edildiği yerde unutulmuş bir araba gibidir, düşen…
Birilerinin gelip kendisini bulmasını, yeniden yola sokmasını bekler.

Onu görenlerinse, arkasından iterek de olsa onu hayata katmak yerine…
Muzip bir şaka gelir akıllarına.

Zamanın üzerinde biriktirdiği tortularına, silip onu temizlemek için değil…
Bir mesaj bırakmak için dokunurlar.
Sadece işâret parmaklarıyla:

“Beni Yıka!”

&

Her düşüş bir yara açıyor.
Derinde, içerde.
Ama insan, bütün yaraların açtığı tüm izleri…
Gözlerinde taşıyor.


Görmeyi bilen gözler…
Görmeden gözlerini…
Acını görebiliyor.

Görmekten nasibini alamayanlar…
Dayanamayıp çığlık atarken sen…
Yazdıklarını edebiyat…
Kalemini dolduranı da mürekkep sanıyor.

Nefes: “Vatan Sağolsun!”

23 Ekim 2009

Erkekler, belki de ilk kez, bizi bulaştırmak istemedikleri, bir “sır” gibi sakladıkları, bizim, eldeki verilerle anlamlandırmakta âciz kaldığımız dünyalarının kapısını aralıyorlar. Herhangi bir yorum yaparken dikkatli olmak gerek bu nedenle. Ürkütmemeli ki daha fazlasını söylesinler.

O dağlarda hep karakış seyreden, doğanın kendi ritmi mi yoksa erkeğin vücut iklimimi belli değil…

Sanki film değil de bu, birilerinin, olay cerayan ederken gizlice kameraya çektiği gerçeğin kendisi. Bir doküman. Tırnaklarınızı koltuğun kollarına geçirip, bütün vücudunuz kasılarak izliyorsunuz! Bâzen yüreğiniz ağzınıza geliyor, boğazınıza bir yumruk çöküyor, ama bağıramıyorsunuz.. nefesiniz daralıyor, yaş gözlerinize hücum ediyor, ama ağlayamıyorsunuz!

Böyle bir filmden böylesi bir şokla çıkıp da, olayı “erkekler” bağlamında değerlendirmek kimilerine yanlış gelecektir. “Film ne anlatıyor, sen ne anladın” diyeceklerdir. Belki biraz daha ileri gidip, “nerenle izledin?” diyenler de çıkacaktır… Ama bir arkadaşımın dediği gibi, “sonuçta herkes her zaman aradığını bulur.”

&

Tamamen metaforik bir düzlemden bakarak…
Yaşamı bir düzene sokmak üzere var edilmiş her şey bir erkek sesiyle konuşur dünya ile. Devlet erkektir, Cumhuriyet erkek, Adalet erkektir, Asker erkek, Doktor erkektir, Cumhurbaşkanı erkek…

Tanrı bile bir “erkek sesiyle” erkekler aracılığıyla, erkeklere hitâb eder… ve âşk da erkeğin varlık sahasına dahildir!

Bütün bunların üzerine bina edileceği “Toprak” ise, tartışmasız kadındır!

Erkeğin, uğruna, hiç sorgulamadan, kan döküp canını verebileceği “Toprak”, daima bir kadın sesiyle dillenir. Toprak “ana”dır o yüzden. Bir başkasına çirkin gelebilecek vücut bölümleriyle bile  ömre bedel bir sevgilidir o! Bütün dinlerden özge, bir kutsallığa sahiptir. Âşkın kendisidir!

Erkeğin gözünden toprağın, vatanın, onun korumasına, onun savunmasına hep ihtiyacı vardır. Bitmeyen bir görev tanımlamasıdır; “vatan sağolsun” çığlığında anlam kazanan adanmışlık. Sadece yan gözle bakanlar bile düşmanken, ona dik dik bakan birilerinin yârin bulutlarda gezinen güzel başında, dağınık saçlarında saklanması kabûsudur âşıkın!

Ve erkek, erkekler, bizim erkeklerimiz.. eğer ayaklarının altında sağlam, kendilerine âit bir toprak yoksa asla güvende hissetmezler kendilerini.

Ölmek…
Ölmek umurlarında değildir bu yolda.

&

“Nefes” filmine gidin. Muhtemelen söz ettiklerimi görmeyeceksiniz:) Ama siz de kabûl edeceksiniz ki bizim erkeklerimiz ilk kez dünyalarının, kadınlarından hep sakladıkları bir alanına kapı aralamışlar. Bu nedenle bile film ayakta alkışlanmayı hakkediyor.

Levent Semerci, Mete Horozoğlu ve 40 kişilik komando timi… selâm olsun kardeşlerim… hepinizi tek tek kucaklıyorum.